İŞVEREN SENDİKALARININ TARİHÇESİ

İşveren sendikaları, 19. yüzyılda Sanayi Devrimi sonrası işçi hareketlerine karşı bir tepki olarak doğmuştur. Türkiye’de ise 1947’de yasal altyapısına kavuşan işveren sendikacılığı, gerçek örgütlenmesini 1961 sonrası hızlandırarak TİSK’in 1962’deki kuruluşu ile kurumsallaşmış ve endüstriyel ilişkilerde denge unsuru olmuştur.
İşveren sendikalarının tarihsel gelişimi şu temel aşamalardan oluşur:
- Dünyada Doğuşu (19. Yüzyıl): Sanayi devriminin ardından işçilerin örgütlenmesiyle ortaya çıkan toplu pazarlık güçlerine karşı işverenlerin korunma ihtiyacı, ilk olarak İngiltere ve ABD’de yerel/sektörel birlikler (örneğin 1818’de Manchester Genel Ticaret Sendikası) şeklinde başlamıştır.
- Türkiye’de Gelişim – İlk Dönem (1947-1960): Türkiye’de işveren sendikalarının hukuki temeli, 1947 yılında çıkarılan 5018 sayılı Sendikalar Kanunu ile atılmıştır. Ancak bu dönemde sendikalaşma oldukça yavaş ilerlemiş ve münferit girişimlerle sınırlı kalmıştır.
- Kurumsallaşma Dönemi (1961 Sonrası): 1961 Anayasası’nın getirdiği özgürlükçü ortam ile işverenler toplu sözleşme süreçlerinde ortak hareket etmek amacıyla sendikalaşmayı hızlandırmıştır. 20 Aralık 1962’de Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) kurularak işverenlerin en üst düzeyde temsil edilmesi sağlanmıştır.
- Modern Dönem (Günümüz): TİSK çatısı altında günümüzde 21 sendika ile faaliyet gösteren işveren sendikacılığı, uluslararası düzeyde ILO gibi platformlarda ve yurt içinde toplu iş sözleşmelerinde işveren çıkarlarını savunmaya devam etmektedir.
İşveren sendikaları temel olarak işçilerin daha iyi çalışma koşulları ve ücret taleplerine karşı işverenlerin ortak çıkarlarını korumak ve toplu pazarlıklarda güçlü bir taraf oluşturmak amacı taşımaktadır.
Yorum gönder